Kastamonu: Tarihin ve Doğanın Kucaklaştığı Batı Karadeniz’in Saklı Cenneti

 Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere sürükler. Benim için o yerlerden biri Kastamonu oldu.



Kastamonu hakkında daha önce pek bilgim yoktu; nesi meşhur, gezilecek nereleri var, hiç bilmiyordum. Ancak eşimin memleketi olduğu için bu yıl içinde iki kez ziyaret etme fırsatım oldu. Batı Karadeniz’in en özel şehirlerinden biri diyebilirim; çünkü Kastamonu’nun kendine has bir ruhu ve özellikleri var.

İnsanları son derece sıcakkanlı, samimi ve genellikle göç almamış, kendi topraklarında mutlu yaşayan insanlar var. Kültür ve tarih açısından da oldukça zengin bir şehir olduğunu, gidip gördükçe ve araştırdıkça daha iyi anladım.

Daha önceki yazımda bahsetmiş olabilirim; Çanakkale Türküsü’nün dahi bu yöreye ait olduğunu öğrenmek beni çok etkiledi. Çünkü Çanakkale’de en çok şehit veren illerden biri Kastamonu. Her ne kadar üzücü ve hüzünlü tarihi olaylar barındırsa da, araştırdıkça bölgenin pek çok iyi ve umut veren tarihsel anısı da olduğunu gördüm.




Yolculuğumun ilk gününde bir köy ziyareti yaptım; eşimin ailesinin yanında kaldım. Köy havasını gerçekten çok seviyorum. Doğal ortamın, ağaçların ve yeşilliklerin arasında sessizliğin içinde olmak insanı rahatlatıyor. İnternetin az olması, ilk başta büyük bir eksiklik gibi görünse de bazen tek ihtiyacımız olan şeyin, sadece bir sinyal çeken telefon olduğunu fark ettim.

Çünkü insanlar bizim gibi şehrin kalabalığında boğuşmuyorlar. İstanbul gibi metropol hayatı yaşamıyorlar; yapacak ve hayatlarını geçindirecek daha önemli işleri var. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. Biz gittiğimizde ise saman hasadı zamanıydı ve samanların toplanıp birer birer balya haline getirilmesini izlemek gerçekten keyifliydi. Köyde bakkal bile yok ama taşı, toprağı adeta cennet.

Orada öyle çok güzel detaylar gördüm ki, her anı fotoğraflayıp paylaşmak istedim. Sanırım artık gezi rehberliği tarzında da yazılar yazmaya başlayacağım. Eskiden kitap okuma alışkanlığımı daha düzenli sürdürürdüm ama son zamanlarda biraz geri kaldım gibi. Yine de pes etmiyorum; yeniden o alışkanlığı kazanmak için çaba göstereceğim, inanıyorum.




Şehir merkezinde gezime Kastamonu Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret ederek başladım. Girişi ücretsizdi, müze kart ya da başka bir bilet türü sorulmadı. Müze, şehir merkezindeki çarşı bölgesine çok yakın, kolayca ulaşılabilecek bir konumda.

İçerisinde ağırlıklı olarak Helenistik Çağ’a ait lahitler, mezar taşları ve hatta iki mezar kalıntısı bulunuyor. Tarihe dokunmak isteyenler için oldukça etkileyici bir koleksiyon.

Girişte öğrendiğim çok özel bir detay vardı: Mustafa Kemal Atatürk, Kastamonu’da ilk kez şapka ve kıyafet inkılabını burada ilan etmiş. Cumhuriyet’in bu güzel devrimlerine şahitlik etmiş bir şehir burası. Atatürk’ün Kastamonu’da konakladığı evde kullandığı özel eşyaların sergilendiği bölümler ise müzeye ayrı bir değer katıyor.

Müze içinde, Atatürk’ün büyük boy portrelerinin asılı olduğunu gördüm ve içimden “Sanırım ben de evime Mustafa Kemal Atatürk tablosu asacağım” dedim. Atamı görmek, onun izinden yürümek ve hakkında daha çok araştırma yapmak bana hem huzur veriyor hem de gençliğimiz için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.




Müzeden çıktıktan sonra şehrin ikinci AVM’si olan Kastamall’a gittik. AVM’nin mağazaları oldukça iyi konumlandırılmış; hemen her yerden kolayca görülebiliyor. Büyükşehir olmayan bir şehir için gayet yeterli ve çeşitli mağazalar vardı. Yeme içme katında ise genellikle her AVM’de karşılaşabileceğiniz, tavuk veya burger üzerine uzmanlaşmış zincir restoranlar vardı. Yöresel tatlar maalesef burada yoktu, ama hızlı ve pratik bir şeyler yemek için tercih edilebilir.

Güzel bir yemek yedikten sonra AVM’den ayrılıp yürüyerek saat kulesine doğru yöneldik. Çıkış yolu biraz uzun ve yokuşlu olsa da, burası Kastamonu Kalesi’ni en iyi görebileceğiniz noktalardan biri. Saat kulesinin hemen altında, manzaraya karşı oturabileceğiniz hoş bir çay bahçesi bulunuyor; biz de burada kısa bir mola verdik.

Saat kulesi, içinde tarihi eser barındırmasa da şehrin sembolü olarak oldukça önemli bir yapı. Kule, şehrin kalbine zarifçe dikilmiş ve Kastamonu’nun simgelerinden biri olmuş. Daha önce, saat kulesinden kaleye teleferik yapılması için direkler yerleştirilmiş ama projenin akıbeti henüz belli değil. Bana kalırsa böyle bir teleferik harika olurdu. Kaleye gelen herkes mutlaka kuleye de uğruyor.




Biz geçen sefer kaleye çıkmıştık ancak bu sefer hava kırk dereceyi bulunca ve bir kez daha zorlu yokuşu çıkacak enerjimiz kalmayınca kaleye tırmanmayı tercih etmedik.

Nasrullah Kadı Camii’nin olduğu meydana geldiğinizde, tam ortada büyükçe bir abdest alma yeri var; iki büyük çeşmesiyle dikkat çekiyor

Buradan su içenlerin, bir dahaki sene mutlaka yeniden ziyarete geleceğine inanılıyormuş. Bu gelenek, Kastamonu’yu tekrar görmek isteyenler için güzel ve anlamlı bir sebep gibi geliyor bana.



İşte şimdi gezimizin en önemli ve heyecan verici kısmına geçiyoruz: Pınarbaşı Horma Kanyonu. Burası şehir merkezinden biraz uzak, Pınarbaşı ilçesinde yer alıyor.

Kanyona biraz ilerledikten sonra giriş için bilet almak gerekiyor. Öğrenci bileti 30 TL, tam bilet ise 60 TL. Böyle özel ve doğal bir yer için fiyatlar oldukça uygun sayılır.

Kanyona girişte sizi upuzun, yaklaşık 3 kilometrelik ahşap bir yürüyüş parkuru bekliyor. Burada dikkatli olmanızı öneririm; yol zaman zaman zorlu ve kaygan rampalar içeriyor. Telefon ve değerli eşyalarınızı mutlaka çantanıza koyun çünkü düşürme riski yüksek.



Yürürken, dağların etrafından dolaşıyorsunuz; bu kayalıklar ve dağlar öyle eski ki, dinozorların bile ortaya çıkmadığı dönemlere dayanıyor. Yerden oldukça yüksekte yürüyorsunuz ve bazı bölümler yüksekliğe karşı hassasiyeti olanlar için zorlayıcı olabilir.

Yolun sonunda gerçek şelaleye, yani Ilıca Şelalesi’ne ulaşıyorsunuz. Burada yol ikiye ayrılıyor: Bir yol şelaleyi gezip görmek için, diğer yol ise sizi bir köye götürüyor. Çünkü kanyonu bir kez geçtikten sonra aynı yolu geri dönmek istemeyeceksiniz. Biz de köyden gelen servis aracına binerek dönüş yaptık.

Ilıca Şelalesi doğal bir güzellik sunuyor, ancak su akışı bence biraz azalmış, şelale heybetinde bir görüntü vermiyor. Burada yüzmek yasak ve buna rağmen mayolu gelip yüzmeye çalışanlar vardı. Tabii bu tehlikeli olabilir, orası deniz ya da plaj değil. Kaplıca özelliği de yok. Şelaleyi seyretmek ve fotoğraf çekmek en iyisi.


Burada çektiğim fotoğrafları yazının aralarına serpiştireceğim. Bence herkesin yolu düşerse mutlaka gezip görmesi gereken yerlerden biri burası; pişman olmayacaksınız.

Gezimizi, evliyalar şehri Kastamonu’nun en bilinen ismi Şeyh Şaban-ı Veli’nin şu sözleriyle sonlandırmak istiyorum:

“Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle.”


Yorumlar

Popüler Yayınlar